BİNALAR YENİLENECEK, YA HAYATLAR?

8-9 Kasım 2017 günlerinde gerçekleşen Şehircilik Şurası'nın çalışma alanı olarak belirlediği dört ana başlıktan birisi, hızlandırılması hedeflenen 'kentsel dönüşüm' idi. Kamuoyuna ve basına yansımalardan öğrendiğimiz kadarıyla, şura katılımcıları, afet -özelde deprem- riski altındaki binaların daha hızlı yenilenmesi için teşvik edici uygulamalar, kolaylaştırıcı adımlar konularında bir yol haritası ortaya koydular.

 

Özellikle, en kalabalık Türk şehri İstanbul için beklenen ve kimilerine göre 2030 yılına kadar gerçekleşeceği öngörülen deprem felaketine hazırlıklı olmak ve minimum can ve maddi kayıpla bu felaketi atlatmak adına, niteliksiz yapı stoğunun yenilenmesi için 6306 Sayılı Kanun'un çıkarılmasıyla başlatılan kentsel dönüşümün, şimdiye kadarki uygulamaları, maalesef, binaların yenilenmesinde arzu edilen adetsel seviyeyi sağlayamadı. Bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sn. Mehmet Özhaseki tarafından dile getirilen, yapılacak bir takım yeni düzenleme ve sağlanacak teşviklerle, çürük binaların yenilenmesi, önümüzdeki kısa sürede hızlanacak gibi görünüyor.

Maddi anlamda, eski bir binanın yıkılıp yeniden yapılması, görece bugünkü teknik ve zanaat koşulları çerçevesinde düşünüldüğünde, son derece kolay bir işlem. Yeterki hali hazırda, o binada oturanlar gerekli yenileme kararını alsınlar; binayı yıkacak da, yeni binayı tasarlayacak da, inşa edecek de, gerekli malzeme ve alet/makine/teçhizat da ülkemizde mevcut. Dünya genelinde, ikinci sırada bulunduğumuz müteahhitlik hizmetleri alanında, iyi bir deneyime, güçlü bir makina parkına ve yeterli iş gücüne sahibiz. Bu altyapıyla, binalarımızın, şehirlerimizin yenilenmesi, çok rahatlıkla ve çok hızlı bir şekilde sağlanabilir.

Bu makalemde değinmek istediğim esas konu, binaların yenilenmesinden çok, o binalardaki hayatların da yenilenmesi gerektiğine vurgu yapmak. Eskiliği nedeniyle yenilenmesi gereken binaların bulunduğu Kadıköy, Beşiktaş veya Bakırköy ilçelerindeki binaları bir yana bırakırsak, niteliksiz/çürük olması hasebiyle bir an önce yenilenmesi gereken binaların çoğunluğu, Bağcılar, Esenler, Gaziosmanpaşa, Sancaktepe, Sultanbeyli gibi ilçelerde yoğunlaşıyor. Ne tesadüftür ki bu ilçeler, İstanbul'un en yoğun nüfus büyüklüklerine sahip ilçeleridir ve özellikle İst.'a yoğun göçün yaşandığı yıllarda Anadolu'dan gelenlerin en fazla konumlandıkları semtlere sahiptir.

Yoğun göçle birlikte ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamak adına, çoğu zaman mimari, malzeme ve işçilik bağlamında niteliksiz ve maalesef bazı müteahhitlerin, içinde yaşayacak insanların canlarını hiçe sayarak malzemeden çalarak hızlıca inşa ettikleri binalardan oluşan, çevresel ve en temel şehircilik kurallarından nasibini almadan, çoğu zaman kendiliğinden oluşan semtler, ister istemez o semtlerde yaşayan insanların, şehir hayatının sağlayabileceği belli bir kültürden, eğitimden yoksun olarak hayatlarına devam etmelerini zorunlu kılmıştır. Beşiktaş'ta yaşayan insanların eğitim ve kültür seviyesini Esenler'de, Kadıköy'de yaşayanların Sultangazi'de görebilmek, son 40-50 yılın toplum profili göz önüne alındığında, maalesef mümkün değildir.

Maddi kaynak yeterli olduğunda, gerekli teknik şartlar sağlandığında, bir binanın yenilenmesi, yıkılıp yeniden inşa edilmesi, süreci ve süresi son derece belli bir çerçevede mümkün olabilir. Sanırım devlet büyüklerimizin, en az binaların yenilenmesi kadar toplumsal eğitim ve kültür seviyemizin de dönüştürülmesi ve artırılması için bir seferlik başlatmalarını beklemek, toplum sağlığı, güvenliği ve huzuru için hakkımız diye düşünüyorum. Sir Winston Churcill'in deyişiyle “biz binaları biçimlendiriyoruz, sonra onlar bizi biçimlendiriyor" belki ama bu biçimlendirme işini sadece binalara bırakmamalı, geriye dönük ikinci, üçüncü kuşağı göçle gelmiş ilçelerde 'eğitim' ve 'kültür' seviyesinin artırılmasına yönelik özel adımlar atılmalı diye düşünüyorum…

BENİM MEKANLARIM

 

KAYNAK: http://www.konuthaberleri.com/makaleler/ismail-ozcan/binalar-yenilenecek-ya-hayatlar-212.html

İsmail ÖZCAN